Yolun Sonu

tarafından
93
Yolun Sonu

ABD Başkanı Donald Trump İran ile yapılan nükleer
anlaşmayı iptal etti.
ABD devleti tek bir güçten oluşmuyor
farklı güç odakları var.. CIA ve Pentagon farklı bir görüşü
paylaşırken Beyaz Saray ise farklı bir görüşte olabiliyor.
Kısacası emperyal devletler bile tek ses değil ve farklı güç
odaklarının birleşmesinden oluşuyor.
İran, 1979 İslam inkılabı ile tarih sahnesine çıkan yeni bir
devlet. Her ülke ve toplumda olduğu gibi geçmiş olmadan
gelecek de olmaz. İran da bir imparatorluk bakiyesi ve
Ortadoğu bölgesindeki Arap, Türk ve Acemlerden oluşan
üç büyük halk ve devletten birisi. İslam cumhuriyeti yeni
de olsa İran’ın halk, devlet ve medeniyet olarak uzun bir
geçmişi ve birikimi var. Köklü devlet siyaseti ve bölgedeki
diplomatik nüfusu ile tanınan İran, ABD’nin ekonomik
ambargolarına teslim olmadığı gibi son nükleer anlaşma
işinden de kazançlı çıkacağını umuyorum. İslam’ın Asr-ı
Saadet döneminde nasıl müşrikler ile yapılan Hudeybiye
Antlaşması Müslümanların faydasına sonuç verdi ise
İran’ın nükleer antlaşması da bugün aynı şekilde Müslümanların
faydasına olacaktır inşallah.
İşgalci Siyonist İsrail bu antlaşmadan rahatsız olduğunu
her defasında dile getiriyordu. O günkü şartlarda İran’ı
dizginlemek isteyen ABD ve Batı dünyası antlaşmayı bir
zafer olarak görüyordu. İran İslam Cumhuriyetinde de
farklı görüşler var. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani başkanlığındaki
hükümet nükleer müzakerelerin devamını ve
yapılan antlaşmayı büyük bir zafer ve yapılması gereken
bir mecburiyet olarak görürken, anayasal olarak ülkedeki
en üst merci olan Velayet-i Fakih Seyyid Ali Hamanei
ise bu müzakerelerin vakit kaybı olduğunu belirtiyordu.
Onun görüşüne göre ABD ve Batı dünyası hiçbir zaman
sözünde durmamış ve güvenilmezdi. Zaman bu görüşün
doğru olduğunu ortaya çıkardı ve ABD Başkanı Trump,
yapılan bu antlaşmayı daha üzerinden üç yıl geçmeden
bozdu. Tarih bize gösteriyor ki, Müslümanlar verdikleri
sözlerinde durur ve Allah’tan yardım dileyerek sabrederlerse
her zaman galip olacaklardır. Hudeybiye örneğinde
olduğu gibi, ABD ve Batı dünyasının önde gelen devletleri
ile yapılan bu antlaşma da günümüz dünyasında Müslümanların
bir başarısı, İran’ın zaferi ve ABD ile beraber
emperyalist güçlerin yenilgisi olacaktır. İslam inkılabını
doğduğu gün darbe, müdahale ve fitnelerle yıkmak isteyen
ABD bunu başaramayınca devreye uşaklık rolünü üstlenen
maşa Saddam Hüseyin’i çıkardı. Irak’ı İran’a saldırtan ABD,
iki ülke arasında süren savaş nedeniyle yıllarca bölgeye
silah sattı ve kendi siyasetini bölge ülkelerine uygulattı.
Bu zorlu imtihandan da başarı ile çıkan İran, ABD’nin
ekonomik ve siyasi ambargoları ile kırk yıldır mücadele
ediyor. İran, komşuları Afganistan ve Irak’ta oluşturulan
işgal ile Irak ve Suriye’de ortaya çıkarılan tekfirci terör ve
IŞİD belası ile savaşmak, mücadele etmek, Siyonist işgalci
İsrail ve tekfirci Suudi rejimine karşı da Filistin, Lübnan
ve Yemen’deki direniş kuvvetlerine yardımcı olarak destek
vermek zorunda kaldı.
Lübnan’da bir kale gibi duran direniş kuvveti Hizbullah’tan
korkan İsrail, yaptığı hileler ve kurduğu tuzaklarda
başarılı olamayınca istemediği bir savaşa ve sona doğru
yaklaşıyor. Bu son savaşta başarılı olmak isteyen Siyonist
güçler Hizbullah’a yapılan İran yardım ve desteğinin kesilmesi
için önce Lübnan’daki Suriye askeri gücünün ülkeden
çıkarılmasını sağladı sonra da, Refik Hariri suikastı ile
önce ülkeyi karıştırıp iç savaş çıkarmak istedi. Bunu başaramayan
İsrail, IŞİD vb. tekfirci terör gruplarına destek
vererek Arap Baharı görüntüsü altında, Suriye’yi bir iç
savaş ile dış güçlerin vekaletler savaşına mecbur bıraktı.
Fakat Siyonist güçler, ABD, Batı dünyasının emperyal
güçleri ve onların yerli işbirlikçi devletleri bu tuzak ve
savaştan da umduklarını bulamadı. Suriye devleti halkın
desteği ve Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın emperyalizme
karşı dik duruşu ile verdiği mücadele sayesinde şeytanın
tüm oyunlarını bozdu. Irak ve Suriye’den hergün yeni bir
zafer haberi gelmekte, vekaletler savaşının piyonu tekfirci
güçler ve IŞİD bölgede her gün yeni bir cephe kaybetmekte.
Halep zaferinden sonra Suriye ordusu, Doğu Guta, Duma
ve Yermük’te de emperyal dış güçlerin desteğini alan
tekfirci militanlara karşı yeni zaferler elde etti.
Kısacası, ABD-İsrail ve Batı dünyası yeni doğan İslam
inkılabı ve devletini ortadan kaldırmaya çalışsa da bunda
başarılı olamadı ve olması da mümkün gözükmüyor. İslam
inkılabının çökertilmesi, bölgedeki etkinliğinin kırılması
ve yok edilmesi ABD ve İsrail’in ortak hedefi. Nükleer
teknolojiye sahip İran’ın sınırlandırılması için bir yandan
ekonomik yaptırımlar uygulanırken, diğer yandan ülkeyi
zayıflatmak ve kontrol altına almak için de iç siyasetteki
yaralar kaşınmakta ve muhalif güçler kışkırtılmaktadır.
Fakat şeytan ne yaparsa yapsın Allah’ın vaadi gerçekleşiyor
vemüstekbirler istemese de mustazaflar ilahi adalet
için iktidara gelecek. Lübnan’da Seyyid Hasan Nasrallah
önderliğindeki Hizbullah’ın seçim zaferi, Suriye’de tekfirci
teröre vurulan darbeler bunu gösteriyor.
Yemen’i insafsız ve hukuksuz bir şekilde zalimce bombalayan
Siyonizmin taşeronu Suudi rejiminin de sonunun
yakın olduğu gözüküyor. Bazen şer gibi gözüken işlerden
hayırlı sonuçlar ortaya çıkmaktadır. ABD’nin önce kabul
ederek, hatta İran’ı zorlayarak imzaladığı ve şimdi ise
ABD Başkanı Trump’ın eli ile bozduğu nükleer antlaşma
da şeytani güçler istemese de belki farklı hayırlı işlerin
oluşmasına vesile olacaktır.

Welayet News.com
10 Mayıs 2018