ensarullah ile ilgili görsel sonucu

Yemen ve Ensarullah Hareketi, İslami Direniş’in ve Emperyalizme- Siyonizme karşı mücadelenin yeni kalesi oldu.

Osmanlı devletinin yıkılışı ile başlayan süreçte, İngilizler Mukaddes beldelerin kendi kontrolündeki insanların elinde olmasını istiyordu.

Bu nedenle de Kudüs Siyonist Yahudiler’e, Mekke ve Medine’nin bulunduğu Hicaz bölgesi ise Vahhabi-Suudi aşiretinin eline geçti.

Suudiler 200 yıldır Arabistan’da hem bölge halkına hem de Müslümanlar’a sorun çıkarmaya devam ediyor. Yağmacı ve tekfirci Suudiler, Vahhabi mezhebinin yayılması için İngilizler’in de desteği ile çalışıyorlar. Suudiler Osmanlı devletine karşı ayaklanırken bölgede de terör ve yağma yaparak o bölgenin insanlarına da kan kusturuyordu.

Medine, Necef, Kerbela şehirleri değişik zamanlarda yağmalanmış hatta Mekke bile yağmalanmak istenmiş, fakat bunu başaramamışlardı. Bölgeyi ele geçirerek Suudi devletini kuran Vahhabiler, petrolün bulunması ile mali ve İngilizler’in siyasi desteği ile bölgede iktidar olurken, Mekke’nin konumu nedeniyle Hac farizasını da kendi çıkarları için kullanarak, İslam Dünyası’nın lideri oldukları propagandasına başladılar.

Filistin’in işgaline göz yuman, Filistinli Müslümanlar’a yardım etmeyen bu Suudiler İsrail ile gizli güvenlik anlaşmaları yaparak, İsrail’in bölgesel güvenliği için çalıştılar.

ABD denetimindeki İran’da Şah’la, Mısır’da Firavun Enver Sedat’la dost olan Suudiler, İslam Dünyası’ndaki Müslüman halkın hiçbir sorunu ile ilgilenmedi, İslam ülkelerindeki emperyalist işgal ve yoksullukla hiçbir zaman mücadele etmedi. Mısır’da İhvan-Müslüman Kardeşler ile arası açık olan Suudi Arabistan, İran İslam Devrimi’nden sonra Şia’yı düşman görerek, İran ve Şia mezhebi düşmanlığı yapmaya başladı.

Rusya’nın Afganistan’ı işgali ile Cumhurbaşkanı Ziya Ülhak’ın yardımı ile Pakistan’da yuvalanan Suudi Arabistan istihbaratı kominizm ile mücadele adı altında Afgan mücahitlerine destek verdi. Fakat askeri ve mali destek veren Suudiler, kurulan Vahhabi-Selefi düşüncedeki medreseler yoluyla bölgede El-Kaide’nin doğuşuna zemin hazırladılar.

Kafkasya’ya da bunu taşımak isteseler de fazla başarılı olamadılar. Bosna Hersek ve Balkanlar’da ise hiçbir başarı elde edemediler. kurdukları Rabıta Örgütü ile uluslararası ilişkiler ve yardımlar organize edilerek, Vahhabi-Selefi İslami Düşünce yayılmış, Müslümanlar arasında tefrika çıkarılarak Şii-Sünni düşmanlığı ve ayrımcılığı yaygınlaştırılmak istenmiştir.

Suudi Arabistan, Lübnan’da İsrail’e karşı mücadele eden Hizbullah hareketini düşman ilan ederek, Siyonist İsrail ile Hizbullah aleyhine komplolar düzenlemiştir.

2011 yılındaki Arap Baharı ile Krallığın temellerinin sarsılmasından korkan Suudiler, ABD ve İsrail’in de desteği ile, İslam ülkelerindeki rejimlerin yerinde kalmasını sağlarken, liderleri değiştirdiler. Bahreyn’de tamamen insancıl ve hukuk çerçevesindeki halk hareketi Suudi Arabistan askeri tarafından bastırıldı. Yemen’de 33 yıllık diktatörlük korunarak, zulüm rejimi yıkılmadan diktatör Ali Abdullah Salih değiştirildi. Tunus’ta Zeynel Abidin Bin Ali rejimi değiştirilmeden korundu. Yine Mısır’da Firavun sistemi yıkılmadan Arap Baharı rüyası ile Hüsnü Mübarek değiştirildi. Ortadoğu’da devrimsiz bir değişim isteniyordu. Batı’ya dayalı sistemler yıkılmadan, bozulmadan yıpranan liderler değiştirildi.

Bunun tek ilginç ve farklı örneği Suriye’de yaşandı. Suriye’nin Lübnan ve Filistin siyaseti düşünülmeden, işgalci İsrail’le mücadelesi ve Filistin’e verdiği destek görmezden gelinerek, İran ile bölgesel ittifakına bakılmadan medyanın şişirmesi ile suni bir Arap Baharı ve Suriye Devrimi Halk Hareketi yaratıldı.

ABD ve İsrail stratejileri ile, Suudi Arabistan ve Katar mali yardımı ile Suriye’de emperyalist ABD ve Batı siyasetinin kurulması istendi. Suriye’de sistem çökerse İran’ın bölgesel nüfuzu zayıflayacak, İsrail’in güvenliği sağlanacaktı. Hizbullah’a ve Filistin’e verilen destek de sonlandırılmış olacak, bölgedeki direniş hattı yıkılacaktı. Bu emperyalist plan ve çalışmalarda en büyük gayret, Suudi Arabistan’a aitti. Pakistan ve Afganistan bölgesinde oluşturduğu mücahit görünümlü El-Kaide tekfirci terör örgütünü İran-Irak–Suriye ve Lübnan’da Hizbullah’a karşı kullanmak için bölgeye getirdi. IŞİD ve Nusra başta olmak üzere, değişik isimler alan bu tekfirci örgütler, Siyonist İsrail yerine Şii Hizbullah, Alevi Suriye, Baas sonrası Şii Irak hükümeti ve bölgesel devrimci İslami gücü temsil eden Şii İran ile savaşmak üzere bölgeye yerleştirildi. Bunlara bölge devletlerinin de yardımı ile her türlü imkan sağlandı. Dünya’nın her tarafından Tekfirci- Selefi Militanlar, Arap Baharı, Suriye Devrimi, İslami Uyanış adı altında bölgeye sokularak fitne ve fesadın önü açıldı. İsrail’in güvenliği için, tehdit gördükleri direniş ve devrimci İslam’a karşı Selefi-Vahhabi-Tekfirci-İslami anlayış yaygınlaştırılarak güçlendirildi. Suudi Arabistan ve Katar mali yardım yaparken, Türkiye, Ürdün ve Mısır lojistik-siyasi destek verdi.

Tüm bunlara rağmen İran pes etmedi. Irak’ta daha da güçlendi, Hizbullah, Lübnan dışına taştı Yemen’deki halk hareketi yaygınlaştı ve direnişin altın halkası Suriye çökmedi, ayakta kalmayı başardı.

Tüm bu yenilgilerden ürken, İslami direniş karşısında darbe üstüne darbe alan Vahhabi zihniyet en son bir aylık hava bombardımanı ile Yemen’e askeri harekat yaptı. Askeri hava harekatı yaptı ama hayatının da en büyük hatasını yapmış oldu. Lübnan’daki Hizbullah’tan korkan Suudi rejimi Hizbullah’ın kardeşi Ensarullah Hareketi’ni yanı başında Yemen’de buldu. Suudi Arabistan daha öncede 2000’li yıllarda Husi’ler ile çatışmış ve geri çekilmişti. Yemen’de güçlü bir devlet istemeyen Suudi rejimi, Yemen’in bölünmesi ve parçalanması için her türlü işi yapmaktan çekinmiyor. Krallık rejimi, Siyonist İsrail’in elinden kurtulmak isteyen Kudüs gibi, Mekke ve Medine’nin de kurtulmak istediğini biliyor. Ama korkunun ecele faydası yok. Korkuları hata üstüne hata yaptıran ve Suriye’deki yenilgiyi, Irak’taki dengelerin aleyhlerine değişmesini kabul edemeyen Suudi Arabistan rejimi, barışçı-demokratik-hukukun üstünlüğüne ve barışa inanan vahdetçi bir hareket olan Yemen halkının büyük bir çoğunluğunu temsil eden Ensarullah Hareketi’ne karşı savaş ilan etti. Bir ay süren hava harekatı ve tonlarca bombalamaya rağmen bir şey elde edemedi. Tüm Yemen halkının düşmanlığını kazandığı gibi, ayrıca Ensarullah Hareketi bayrağı altında Yemen halkının daha da birleşmesine ve güçlenmesine sebep oldu. Çünkü Ensarullah’ın bayrağı ve sloganı: kahrolsun İsrail, kahrolsun ABD, Allahu Ekber (Allah büyüktür).

Suudi Arabistan rejimi hata yaptı çünkü, Yemen bölgesi ve halkı başka yere benzemez. Çok eski ve aşiret yapısı olan bir bölge. Gururlarına çok düşkün, mert ve özgür olmayı seven bir halk. Bölge dağlık, engebeli ve yazın 50 derece sıcaklığın olduğu bir yer. Kısaca kara harekatına müsait değil. Lübnan’da Hizbullah’a yenilen Siyonist İsrail göz önüne getirilirse, Yemen’e giren Suudi rejimi oradan asla çıkamaz. Bir bataklık gibi Suudi rejimini kendine çeken yemen Suudi Kraliyet sarayının temellerini sarsacak ve çatlatacaktır.

Bir ayda hava bombardımanı ile katlettikleri 3 bin Yemenli masum insanın kanında boğulmasalar da, Suudiler 1987 yılında Mekke’de hacıların katliam edilmesinin zilletini ve kara lekesini alınlarında taşıyacak ve bu zalimlikleri onların yıkılışına giden yolu açacaktır.

Suudi Arabistan bir hata yaptı ama bunun dönüşü yoktur. Beyaz ve Arap Sarayları’nın yıkılma süreci daha da arttı. Yukarda, Lübnan ve Irak Hizbullah’ı ve aşağıda Yemen Ensarullah’ı arasında kalan Suudi Arabistan’ı büyük bir yıkım bekliyor. Mekke ve Medine’nin kurtuluşu için bu da gerekli..İnşaallah Kabe tekrar putlardan temizlenerek özgürlüğüne kavuşacak ve dünya Müslümanları ve Mustazafları bayram edecektir.

Murat NAZLI

Welayet News-2015

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER