Tek Yol Direniş ve Devrim

tarafından
40
Tek Yol Direniş ve Devrim

Tek Yol Direniş ve Devrim Murat Nazlı’nın 40 Makale Kitabından

Ortadoğu halkları ve bölge hiçbir zaman rahat ve huzur
bulmadı. Bu bölge ilahi dinlerin çıkış noktası. İslam’ın
yayılışı ile bölge göreceli olarak huzur ve refaha kavuşmuş
olsa da içerden başlayan çürüme ve dünya sevgisi Emevi
ve Abbasiler daha sonra da Selçuklu ve Osmanlı ile bölge
zorluklara rağmen İslam dünyası nispi de olsa birliğini
korumuştur.
1915 sonrası ve 1. Dünya savaşı ile yıkılan Osmanlı
imparatorluğu sonrasında Balkanlar, Kafkaslar, Afrika
ve Ortadoğu’dan İslam’ın siyasal gücü ve otoritesinin
zayıflayarak çekildiğini görüyoruz. Siyonist Yahudi göçleri
sonucunda İslam dünyasının kalbi olan Filistin ve
Kudüs’e saplanan bir hançer gibi duran işgalci İsrail,
İslam dünyasındaki bölünme ve parçalanmayı daha da
artırdı. Yeni Türkiye’nin laikleşerek milliyetçi bir tarafa
kayması, Mısır hükümetinin Rus desteği kazanarak Doğu
Blokuna kayması ve İran’daki Şah rejiminin önce İngiliz
sonra da ABD siyaseti ve hakimiyetine geçmesiyle bölge
ve Müslüman halklar bir yanda Emperyalizmin sömürü ve
işgal baskısını tadarken diğer yanda laik Batı dünyasının
kültür emperyalizmi altına girerek, İslam medeniyetinden
uzaklaştıkça uzaklaşıyordu.
İslam devrimi ile İran üzerindeki bu kelepçeleri kırarken,
Lübnan’da işgalci Siyonist güçlere karşı mücadele
eden Hizbullah da bölgesel manada Siyonizm, Batı ve
ABD emperyalizmi ile mücadele ederek, bölgede kurulan
emperyalist düzene başkaldırının sembolü oldu.
Filistin direnişi Kudüs için ayağa kalkarken, Avrupa’nın
göbeğinde Bosna’da Müslüman bir halkın İslam devleti
kurmasına engel oldular. ABD ve Batı dünyasının bölgesel
işbirlikçisi olan Suudi Arabistan başta Afganistan olmak
üzere İslam dünyasında tekfirci terörün doğuşu için var
gücü ile çalışmaya başladı. Fakat ne ABD ve İsrail ve nede
Hristiyan-laik-kapitalist Batı dünyası ve Avrupa İslami
uyanışı durdurabildi. ABD ve Batı dünyasının bölgesel
işbirlikçileri olan başta Suudiler ve Baas Arap milliyetçileri
ileBOP’çu laik-darbeci seçkinler de bunu başaramadılar.
İslam devrimi ile başlayan uyanış bölgede ve tüm İslam
ülkelerinde devam ediyor. Bosna’dan Çeçenistan’a, Keşmir’den
Yemen’e, Nijerya’dan Bahreyn’e kadar tüm İslam
dünyası ve özgürlük isteyen halklar ABD işgali ve Batı
emperyalizmine karşı ayağa kalkıyorlar-direniyorlar.
Bu evrensel direniş savaşında Suriye en önemli devlet
ve halk olarak ön plana çıktı. Arap Baharı diyerek
estirilen cehennem rüzgarı bölgeyi ve halkları yakmaya
devam ediyor. İsrail işgaline karşı bir kale gibi savunma
savaşı veren ve Filistin halkına destek çıkan Hizbullah
Hareketi, Suriye’deki emperyalist bölüşüm sırasında da
fedakarlıktan kaçmayarak ve binlerce şehit verme pahasına
Seyyid Hasan Nasrallah önderliğinde sahaya inerek,
bedel ödeyerek Suriye devleti ve halkının yanında yer aldı.
Rusya’nın Suriye’ye verdiği destek taktikseldir. İran ve
Hizbullah’ın verdiği destek ise taktiksel değil, stratejik ve
dinsel/ideolojiktir. İran’ın desteği, fedakarlığı ve kararlı
tutumu olmasaydı, Rusya’nın Suriye’ye verdiği destek de
bu kadar güçlü ve istikrarlı olmazdı.
Suriye meselesinin aslı ve kökeni ise Siyonist işgalci İsrail
karşıtlığı ve bölgesel güvenlik stratejisine dayanmaktadır. İşgalci İsrail ABD ve Batı dünyasını arkasına alarak
yalnız Filistin’de değil, Mısır, Arabistan, Suriye, Irak yani
kısaca tüm Ortadoğu bölgesinde hakimiyet kurmak ve
kendini güvene almak istiyor. Bunun için darbe, suikast
ve örtülü ekonomik-siyasi-askeri savaşlar yapmaktan da
çekinmiyor. Lübnan’ın işgal edilmek istenmesi, Mısır ile
olan anlaşmalar, Irak’ın parçalanması için yapılanlar, Yemen’de
uygulanan siyaset ve şimdiki savaş ile Türkiye’deki
darbeler bunun en iyi bilinen tarafı.
İşgalci İsrail ile savaş yapan ve barış anlaşması yapmayan,
ordusunu buna göre hazırlayan ve Filistin bölgesinde
yapılan işgali kabul etmeyen tek bölgesel devlet
Suriye’dir. Suriye devleti ABD ve Batı tarafından çıkarılan
ve desteklenen Irak-İran savaşında İran’a destek veren
tek Arap ve İslam ülkesidir. Bunun bedelini Suriye’ye
ödetmeye çalışan işgalci İsrail, işgalci (!) Suriye askerini
önce Lübnan’dan çıkarttı daha sonra da Cumhurbaşkanı
Refik Hariri’ye yapılan suikast iddiasıyla Suriye Cumhurbaşkanı
Beşar Esad’ı yargılamak ve iktidardan düşürmek
istediler. Emperyalist şer planları tutmayınca da Arap
Baharı rüzgarı reklamıyla tekfirci terör çeteleri Suriye’ye
yönelterek, Suriye’nin savunma gücünün yok edilmesi, ülke
bütünlüğünün parçalanması ve Beşar Esad’ın iktidardan
düşürülmesi için iç savaş çıkarıldı.
ABD ve Batı dünyasının bölgesel taşeronları ise başta
Suudi Arabistan olmak üzere bu projeye destek verdiler.
Fakat kurdukları tuzak istedikleri gibi olmadı. Kazdıkları
kuyuya kendileri düştü ve yalanları tüm dünyaya ifşa
oldu ve olmaya devam ediyor. Kur’an’ın tabiri ile, gözleri
kör ve kulakları sağır olmayanlar ABD ve İsrail ile Batı
dünyasının söylediği yalanları yaptıkları ahlaksızlıkları,
işlenen cinayetleri görüyor/biliyor.
Halep’in tekfirci terör gruplarından kurtarılması rüzgarın
tersten esmeye başladığının işaretiydi. Doğu Guta ve
Duma’nın tekfirci terör gruplarından temizlenmesi Suriye
devleti ve Beşar Esad’ı daha da güçlü ve haklı hale getirdi.
Siyonist İsrail’in paniklemesi biraz da bundan dolayı.
Bundan sonraki hedef Şam yakınlarındaki Yermuk ve
daha sonra da İdlib ve Rakka olacaktır. Final ise Suriye
güçlerinin Golan, Hizbullah güçlerinin ise Güney Lübnan
üzerinden işgalci İsrail’e karşı yapılacak savaşta verecekleri
cevap ve Filistin halkının toplu kıyamı ve intifadası
olarak gözüküyor.
Tarihe ve olaylara bakıldığında, büyük bir bölgesel savaşın
kapıda olduğu gözüküyor. Ve biz de isteyerek veya
istemeyerek maalesef Türkiye devleti ve halkı olarak bu
savaşın içinde bulunuyoruz..

On4haber.com
Murat NAZLI 11 Nisan 2018