BAŞKASININ HAYATINI YAŞAMAK

tarafından
70
BAŞKASININ HAYATINI YAŞAMAK

BAŞKASININ HAYATINI YAŞAMAK

İnsan olarak yaratılan bizler daha doğmadan hakkımızda başka hayatların izlerini taşımaya başlayan yegane varlıklarız. Elbette bu olağan bir süreçtir. Çünkü akıl ve algılarımızı kontrol edebilecek seviyeye ulaşana kadar bu ve benzeri tasarrufların ve dokunuşların üzerimizde etkili olduğunu görmek ve yaşamak durumundayız. Bu durum ta ki akıl ve algı yeteneğimizi kullanacak olgunluğa geldiğimizde artık durum bizim kendi kontrolümüze geçer. Esasında konu başlığımız tamda buradan sonrasına dair yaşadıklarımızı içerecek niteliktedir.

Bizi var eden kudretinde bize yüklediği misyon bu evreden sonrasına dair Dünyada geçireceğimiz zamana aittir. Bu yaratana inan inanmayan herkes için böyledir diyebiliriz. O halde neden başkasının hayatını yaşamak başlığı? Şimdi onu açıklamaya çalışalım. Bizler olgunluk çağımıza geldikten sonra kendi yaşanması muhtemel olan hayatımıza dair plan, program yapmaya ve umutlar yeşertmeye başlarız. Bunu yaparken de ailemiz, arkadaşlarımız, ülkemiz ve Dünyada ki gelişmelerden hatta canlı cansız tüm varlıklardan etkileniriz. Bizim burada değinmek istediğimiz durum ise evvela düşüncelerimizde başkalarından gereğinden fazla etkilenerek onlar gibi düşünmek yöntemiyle onların düşüncelerini yani hayatlarını yaşamamızdır. Yada iş yerinde, mahallede, ailede veya ülkede ki bir başka kişinin hayatına dair bildik bilmedik konuları konuşarak adeta onun yerine yaşamak şeklinde başkasının hayatını yaşamamız konumuza ana eksen olmuştur.

Biz anne babalarımızın, arkadaşlarımızın, patronlarımızın, yöneticilerimizin veya hayatlarına özendiğimiz ünlü simaların hayatlarını yaşarken kendi hayatlarımız elimizden akıp gider ve biz bunun farkına bile varamayacak kadar kendimizi buna kaptırırız. Bir zaman fark ederiz aslında yaşadığımız hayat bizim değilmiş. Bunu da genelde yıllar kaybedince anlarız. Gençken enerjimizi öğrenmeye, kişisel ve fikirsel gelişmeye ayırmak yerine başkasının hayatına odaklandırdığımızdan yıllarımız elimizden kayıp gitmiş ve biz kendi hayatımızı ihmal etmiş olduğumuzda anlarız.

İnançlı bir çevrede yaşıyorsak başkalarının dedikodusunun yasak olduğunu okuruz, dinleriz ama bunu hayatımızda uygulamada sürekli ihmal ederiz. Oysa bizi yaratan bizden önce kendimizi düzeltmemizi yani kendimize ait hayatımızı yaşamamızı istemiştir. Bizse hep ahlakta, ilimde, bilimde ve manevi makamlarda yüksek derecelere gelmiş başkalarının hayatlarını okur ve onları yaşamaya çabalarken kendimize özgü bir hayatımız olduğunu ve biz var edenin bizi özgün yaşamımızdan dolayı ödüllendireceği veya cezalandıracağını bir türlü zamanında anlama zahmetine girmek istemiyiz. İş işten geçip telafisi mümkün olmayan yılları kaybedince ise biz yıllarımızı boşa harcadık diye de anlatarak sözüm ona bilgelik taslarız. İnançlı çevrede yaşmadığımız da ise durum pek farklı değildir. Çünkü burada da başkasının başarısı, kazancı, makamı üzerine odaklanmış bir hayat vardır.

Bizler belirli süreliğine bu Dünyada yaşayan ve varlıkların en üstünü olan insanlar olarak önce kendimizi tanımak ve yüce Allah’ın bize bahşettiği üstünlükleri yani özümüzde ki inci ve mercanı çamura bulamadan onların hakkını verebilmekle sorumlu olduğumuzu bilmek zorundayız. Eğer bunu fark edersek Allah’ın emirlerinde ve aklın düsturunda kesinlikle kurtuluşa ulaşacak ve ödüllendirileceklerden olacağımızı biliriz. Aksine yaşamaya devam edersek eğer o zamanda sürekli başkasının hayatını yaşamaya devam edip zarara uğrayanlardan oluruz…