ADALET

tarafından
117
ADALET

Adalet tüm insanlık aleminin ortak paydasıdır.
Hatta yüce yaratanın isimlerinden biri de El-Adl ( mutlaka adil olup her şeyi yerli yerin de yapan) O’dur El-Adl, tüm yaptıkları hak ve adalet üzere olan odur.
İmamiye Şia’sında imanın şartlarından biri de yaratanın adil olduğuna iman etmektir.
Yüce yaratıcı yarattığı kullarını adaletli olmayı öğütlemiş ve adaleti yayılmaları için peygamberler göndermiştir.
Yüce yaratıcı tarafından insanları ıslah için gönderilen nebiler, gönderildikleri toplumlarda kendi adaletleri ile ön plana çıkmış ve ümmetlerine mümin olabilmenin temel taşının adalet olduğunu belirtmişlerdir.
İslam peygamberi Hz Muhammed Mustafa (saa) peygamberlik görevini icra etmeden evvel de kendi toplumunda ‘emin’ ve ‘adil’ oluşu ile bilinirdi.
İnsanlığın kurtuluş kitabında yüce Allah, efendimiz aracılığı ile otuz yedi ayeti kerimede adaletten ve öneminden bahsetmiştir.
Bu ayetlerde ölçü tartı hususundan tutunda boşanma konularında bile adaletli olunması gerektiği önemle vurgulanmıştır.
İslam dininin insanlar içinde bilhassa o dönemin Arap Yarımadası’nda yayılmasının en büyük etkisi eşitlik ve adalet temeli üzerine bina edilmesidir.
Adaletten tamamen mahrum kalmış olan toplumun alt kademesi bir anda bu yeni söylemle irkilmiş, insanların mal gibi alınıp satıldığı Kabe’nin tavafında bile sınıfsal farklılıkların etkin olduğu coğrafyada adalet eksenli bu yeni din hemen taraftar bulmuş ve on üç sene gibi kısa bir zamanda adil bir devletin temelleri atılmıştır.
13 yıllık Mekke döneminde temelleri atılan devletin peygamber efendimizin Medine’ye hicretinden sonra hayat bulması ile devletleşme yoluna gidilmiştir.
Son nebinin on yıllık devlet başkanlığında adalet eksenli İslam devleti tüm Arap coğrafyasına yayılmış, düşmanına karşı bile adalet anlayışını ön planda tutmuştur.
İslam devleti liderinin vefatından sonra çeşitli iç sorunlar ortaya çıkmış ve adalet ülküsü yavaş yavaş zarar görmeye başlamıştır.
Üçüncü halife Osman b. Affan’ın evinde öldürülmesiyle sonuçlanan olay, İslam devletinin içine düştüğü adaletsizliğin boyutlarını ve İslam devletinin nasıl bir girdap içine düştüğünü gözler önüne sermektedir.
Mervan Bin Hakem’in halifenin müşaviri olarak işlerin başına geçmesi ve onun liyakatsiz akrabalarını işbaşına getirmesi onların da halka adaletten uzak keyfi uygulamalarda bulunması neticesinde üçüncü halife isyancılar tarafından öldürülmüştür.

Hatta durum o kadar vahim bir hal almıştır ki üçüncü halifenin cesedinin Müslüman mezarlığına defnedilmesine bile karşı çıkılmış, çeşitli rivayetlerde geçtiğine göre üçüncü halifenin cesedi Medine’deki Yahudi mezarlığına defnedilmiştir.
Adalet temelli kurulan yeni devlet çok büyük ve önü alınamaz bir sürece girmiştir.
Yeniden başlayan ‘halife kim olacak?’ tartışmalarında ibre İmam Ali (as)’ı göstermiştir.
İmam Ali (as) kendisine uzatılan biat ellerini geri çevirerek, onlara kendi yönetimine tahammül edemeyeceklerini ve gelecekte olması muhtemel zorlukları belirtmişti.
Halkın yoğun ısrarı üzerine ve kendisinin bütün uygulamalarına itiraz etmeyeceklerini belirtmeleri neticesinde Mevla Emir El-Müminin Ali (as) hilafeti kabul eder.
Peki nedir tahammül edilemeyecek olan İmam Ali (as)’ın uygulamaları?
Yazımızın ikinci bölümünde de bu uygulamaların ne olduğu ve İmam Ali (as)’dan sonra günümüze kadar İslam toplumdaki adalet algısının nasıl geliştiği hakkında bilgi vermeye çalışacağım.